Hapiste Yabancı

Hapiste Yabancı

Hapiste Yabancı

Bu site, Türkiye hapishanelerdeki yabancı uyruklu ya da sadece yabancı olarak anılan mahpusların durumunu yansıtmak için kuruldu. Sitenin amacı bu mahpusların durumlarını, kendilerine özgü ihtiyaçlarını, sorunlarını ve çözüm önerilerini ortaya koyabilmek, bu konuda bir farkındalık oluşturmak ve konuya ilgili sivil toplum örgütleriyle yabancı mahpuslar arasında bir iletişim ağı oluşturabilmektir.

Site, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST) Kasım 2012 tarihinde başlatmış olduğu Özel İhtiyaçları Olan Mahpuslar Projesi kapsamında kurulmuştur. Kuruluş aşamasında dernek üyelerinin aktif olarak yürüttüğü sitenin nihai amacı, yabancı mahpusların, mahpus yakınlarının ve konuya ilgili STK’ların kendi sözlerini kendilerinin söyleyebilmesini sağlamak ve siteyi onların katılımlarıyla bağımsız işleyecek bir yapıya kavuşturmaktır. Bu nedenle site ilgilenen herkesin desteğine açıktır.

İletişim Bilgileri:
Adres:
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST)
Kamer Hatun Mahallesi, Hamalbaşı Caddesi
Üstündağ İş Merkezi No:14 /139
Galatasaray-Beyoğlu / İSTANBUL
Telefon / Faks:   0212 293 69 82
E-posta: hapisteyabanci@tcps.org.tr

Reklamlar

CHP milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi tarafından verilen soru önergesine cevap

CHP milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi tarafından 17.02.2017 tarihinde verilen soru önergesi Adalet Bakanlığı tarafından cevaplandı.

Verilen cevaplarda yabancı uyruklu mahpus sayısının 2013 yılına kadar düşük sayıda seyrettiği, 2013 yılından sonra ani bir yükselişe geçtiği görülüyor. 2016 yılından 2017 yılının Şubat ayına kadar olan sürede tutuklu olanların sayısı hükümlü olanların sayısını geçiyor (bkz. Şekil 1).

şekil 1

Şekil 1

Suç grubuna göre dağılım istatistiğinde, adli suçlamalardan hapsedilmiş yabancı uyruklu mahpusların sayısı 2013 yılında 1839 iken 2017 yılında 2847’e yükselerek %55,32’lük bir artış göstermiş durumda. Bu artış terör örgütü üyeliği iddiasıyla hapsedilen mahpuslarda 2013’ göre %84,3’lük bir artış göstererek 121’den 775’ e çıkmış bulunuyor. Genel sayıya baktığımızda 2009’da hapsedilen yabancı uyruklu kişi sayısı 1880 iken 2017 yılının şubat ayında bu sayı 4704 olarak karşımıza çıkıyor. Bu da son 8 yılda %150,2’lik bir artış yaşandığını gösteriyor.

Yaşa göre dağılım istatistiğine göre her yaş grubunda 2009 yılından beri sayısal olarak bir artış gözlemlenmekte, 2013 yılı bu artışın kırılma noktası olmaktadır. 2014-2015 yılları arasında 21 yaş ve üzeri mahpus grubunda önceki yıla göre %49’luk bir artış olmuş. 12-17 yaş arasındaki çocuk mahpusların sayısında 2013 yılında alışılmışın dışında bir hareketlilik gözüküyor ve 6 olan mahpus sayısı 106’ya çıkıyor (bkz. Şekil 2).

şekil 2

Şekil 2

4704 yabancı uyruklu mahpusun sadece 177’si açık hapishanelerde, 116’sı yüksek güvenlikli yani F tipi kapalı ceza infaz kurumlarında bulunuyor.

Raporda yabancı uyruklu çocuk mahpuslara dair de bilgiler bulunmakta. 2009 yılında 4 olan yabancı uyruklu çocuk mahpus sayısı, 2017 yılında 123 olarak karşımıza çıkıyor. Yabancı uyruklu çocuk mahpuslardan 2009-2010 yıllarında hükümlü olan yokken, 2017’ye kadar hüküm alanların sayısı iniş çıkış gösteriyor. Çocuklardan 94’ü adli suçlamalar, 28’i terör iddiası, 1’i çıkar amaçlı suç örgütü üyeliği iddiasıyla hapsedilmiş. 2017 yılında hapsedilmiş olan 123 çocuktan 122’si “Bir Bölümü Yüksek Güvenlikli” ceza infaz kurumu, 1 tanesi “Eğitim Evi”nde tutulmakta.

Yabancı uyruklu mahpuslardan 1747 tanesi Suriye uyruklu, bunlardan 1088’i tutuklu, 659’u hükümlü.

Soru önergesi cevabında, IŞİD militanı olmak gerekçesiyle 41 farklı uyruktan 498 mahpus olduğu bilgisi de bulunuyor. Soru önergesi cevabında UYAP veri tabanında adli kontrol şartıyla serbest bırakılan kişilere ilişkin veri bulunmadığı belirtiliyor.


Yabancı Uyruklu Mahpuslara Eşitlik Yönünde Ombudsman Kararı

Kemal Göktaş, Cumhuriyet

10 Eylül 2017

Kamu Denetçiliği Kurumu, yabancı mahpusların açık ceza infaz kurumuna Türk vatandaşlarına göre 2 yıl geç geçebileceğine ilişkin düzenlemelerin eşitlik ilkesine aykırı olduğuna karar verdi.

Kamu Denetçiliği Kurumu, Suriyeli bir mahpusun yaptığı başvuru sonunda yabancı uyruklu mahpusların açık ceza infaz kurumuna Türk vatandaşlarına göre 2 yıl geç geçebileceğine ve bu yüzden de denetimli serbestlik yoluyla erken tahliye imkânını daha geç elde edeceklerine ilişkin düzenlemelerin eşitlik ilkesine aykırı olduğuna karar verdi. Kamu Denetçiliği Kurumu, “yabancı mahpuslar açık ceza infaz kurumundan firar ettiğinde yakalayamıyoruz” gerekçesini ileri süren Adalet Bakanlığı’ndan 30 gün içinde konuya ilişkin düzenleme yapmasını ve firarlarla ilgili başka tedbirler almasını istedi. Adalet Bakanlığı’nın Şubat 2017 verilerine göre cezaevlerinde 2 bin 204’ü hükümlü, 4 bin 704 yabancı uyruklu tutuklu ve hükümlü bulunuyor.

İşlediği suçlar nedeniyle 14 yıl hapis cezası alan, Bursa E Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda olan Suriye uyruklu Mahmoud Rezzieh, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği’ne başvurarak yabancı uyruklu mahpusların açık ceza infaz kurumuna geçme koşullarında eşitsizlik yapıldığını savundu. Rezzieh, “Yabancıların işledikleri suçlar nedeniyle Türk vatandaşları ile aynı kanun hükümlerine göre ceza aldıklarını, ancak cezanın açık ceza infaz kurumunda tamamlanabilmesi konusunda Türk vatandaşlarına cezanın bitimine 5 yıl kalması şartı olmasına rağmen, yabancı uyruklu hükümlüler için cezanın bitimine 3 yıl kalma şartının arandığını, bunun mahpuslar arasında eşitsizlik yarattığını” belirtti. Eşit Haklar için İzleme Derneği de bu başvuruyu Kamu Denetçiliği Kurumu’na taşıdı.

Bakanlık, Ombudsman’a gönderdiği savunmada açık ceza infaz kurumlarından 295 yabancı uyruklunun firar ettiğini ve bunlardan sadece 19’unun yakalandığını belirterek, “Açık ceza infaz kurumlarında firara karşı herhangi bir engel olmadığından, firar eden yabancı uyruklu hükümlülerden yakalanan sayısının azlığı dikkate alınarak, açık ceza infaz kurumlarına ayrılmalarında, infazların etkin bir şekilde yürütülmesi için, hükümlüler açısından farklı uygulamaların belirlendiği” ifade edildi.

‘Başka tedbirler alın’

Kamu Denetçiliği Kurumu’nun Başkanı Şeref Malkoç’un imzasını taşıyan 24 Ağustos 2017 tarihli kararda ise infazların etkin bir şekilde yürütülmesi için idare tarafından uygun görülecek başka tedbirlerin alınabileceği belirtilerek düzenlemenin anayasada yer alan “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı” ile birlikte “temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” bağlamında kanun önünde eşiklik ilkesine aykırılık teşkil ettiği kaydedildi. Bu nedenlerle Eşit Haklar İçin İzleme Derneği’nin başvurusunu kabul eden Ombudsman, yönetmelikteki hükmün çıkarılması için Adalet Bakanlığı’na tavsiyede bulunulmasına karar verdi. Kararda Bakanlığın değişikliği 30 gün içinde yaparak kuruma bilgi vermesi de istendi.


Yüksek Mahkeme, yabancı uyruklu mahpusların sınırdaşı edilmesine sebep olan UK politikasını hukuk dışı buldu

“Önce sınırdışı et, sonra temyiz hakkı ver” uygulamasının “tamamen olmasa da büyük oranda sınırlayacak” karar

14 Haziran 2017, 12:38

Alan Travis

Haberin orijinali için; THE GUARDIAN <https://www.theguardian.com/law/2017/jun/14/supreme-court-rules-uk-system-for-deporting-foreign-criminals-unlawful&gt;

(Fotoğraf: Fiona Hanson/PA)

İngiltere İçişleri Bakanlığı’nın yabancı uyruklu mahpuslara yönelik uzaklaştırmak amacıyla uygulanan “önce sınır dışı et, sonra temyiz hakkı ver” politikası Yüksek Mahkeme tarafından hukuk dışı bulundu.

1,100’den fazla yabancı uyruklu mahpus 2014 Temmuzundan beri yürütülen bu sistem sebebiyle Britanya’dan sınır dışı edilmişti. Bu sistem Muhafazakâr söylemin teminatı olarak görülen ve yabancı mahpuslara sınır dışı edilme kararına itiraz hakkı tanımıyor.

Avukatlar, Çarşamba günü verilen bu kararın tartışmasız gücün düzenli kullanımını “tamamen olmasa da büyük oranda sınırlayacağı” beklentisinde olduklarını belirtiyorlar.

Yüksek Mahkeme başsavcısı Lady Hale ve dört farklı yargıç tarafından alınan kararda, sistemin yabancı uyruklu mahpusların kararı temyiz etme hakkının önünün farklı yollarla kapaması sebebiyle mahpusların insan haklarının çiğnediğini belirtildi.

Dava, uyuşturucu madde suçundan hapishanede bulunan iki erkek mahpusla ilgiliydi. İlki, 1997’de üç yaşında ailesiyle beraber Kenya’dan gelen Kevin Kiare, ikincisi Birleşik Krallık’a 2002’de gelen ve İngiliz vatandaşıyla evlenmesiyle beraber oturma izni alan, sekiz çocuğu olan bir baba, Courtney Byndloss.

İçişleri Bakanı iki dava için de 2002 Vatandaşlık, Göç ve İltica Yasası’nın 94B maddesi altında temyizden evvel yapılan naklin insan hakları ihlali olmadığını belirten belgeler yayınladı. Bu kararla beraber mahpuslar Kenya ve Jamaica’ya gönderildikten sonra sadece sınır dışı edilmelerine karşı dava açabileceklerdi.

Bununla birlikte Yüksek Mahkeme, her iki mahpusun hukuki temsili güvence altına alınabilseydi bile görülen davada büyük zorluklarla karşılaşacaklarını belirtti.

“Ayrıca hukuken geçerli bir itirazın etkililiği, kararı temyize götüren kişinin, değişen kişisel özellikleri ve Birleşik Krallıkta yaşayan başka kişilerle özellikle çocuklarla, partneriyle veya herhangi bir aile üyesiyle ilişkisinin kalitesi hakkında mahkemeye canlı kanıt sunmasını da sağlamalıdır.”

Mahkeme, canlı kanıtların ekran üzerinden sunulmasının önünde kişiye yönelik finansal ve hukuki bariyerler bulunduğunu ve bu bariyerlerin neredeyse aşılamaz olduğunu söyledi. Hâkimler, Adalet Bakanlığı’nın yurtdışında mahpuslara kanıt sunabilmeleri konusunda vereceği destekte başarısızlığa uğramasının mahpusların, gönderildikleri insan haklarıyla uyumlu olmayan ülkelerde temyiz süreçlerini yürütmeleri demek olduğunu söylüyorlar.

Yüksek Mahkeme yetkilisi, kararlarının ailevi gerekçeler temelinde sınır dışı edilmeye karşı bir direnç olmadığını; İçişleri Bakanı’nın kararı ile Britanya sınırları içerisinde karara itiraz etmelerine izin verilmeden ve yurt dışında temyiz için gerekli zemin hazırlanmadan sınır dışı edilen kişilerin, insan haklarının ihlal edilmesiyle ilgili olduğunu savundu.

Karara yanıt olarak Göç Bakanı Brandon Lewis açıklamasında, “Hükümet düzenli olarak yabancı uyruklu mahpusların Birleşik Krallık’ta yerinin olmadığı yönünde kararlar alıyor ve biz bu kararlara karşı hareket etmeye devam edeceğiz. Yüksek Mahkemenin kararından dolayı hayal kırıklığına uğradık ve bunun sonuçlarını dikkatlice değerlendiriyoruz.”

Ancak 5 Numaralı Baro Odasından Manjit S Gill QC ve Byndloss’un avukatı, verilen kararın yabancı uyruklu mahpusların sınır dışı edilmesindeki gücün kullanımını zayıflatacağını söyledi.

“Yüksek Mahkemenin kararı tamamen olmasa bile ağır bir şekilde sınırlanacak, İçişleri

Bakanlığı’nın özellikle sınır dışı edilme kararına tehcirin aile ya da özel hayat hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle itiraz eden yabancı uyruklu mahpuslar özelinde uyguladığı tartışmalı ‘Önce sınır dışı et, sonra temyiz hakkı ver’ politikasıyla ilgili olan kısımda. Mahkeme böylesine büyük bir gücün rutin olarak kullanımını onaylamadığını açıkladı” denildi.

Avukatlar, İçişleri Bakanı’nın 2014-2016 yılları arasında “önce sınır dışı et sonra temyiz hakkı ver” politikası neticesinde 1,175 yabancı mahpusun sınır dışı kararının onaylandığını söyledi. 2016 yılının sonuna kadar bu kişilerden sadece 72 tanesi mahkemeye yurtdışından itirazda bulundu.

“Yüksek Mahkeme’nin belirttiği gibi bu durum içerisinde mahpuslar tarafından karşılaşılan pratik, finansal ve lojistik zorlukları barındırıyor. 13 Şubat 2017 itibariyle 72 temyizden hiçbiri başarılı olamadı. Bu da temyiz sürecinde yurtdışında bulunmanın içinde barındırdığı zorlukların bir yansımasıdır” açıklamasında bulunuldu.

Göçmen Refahı için Ortak Konsey (The Joint Council for the Welfare of Immigrants) kararı memnuniyetle karşıladı ve geçtiğimiz aralık ayında hükümetin göç davalarıyla ilgili sistemi “kişilerin temyiz hakkını kullanamadan Birleşik Krallık’tan çıkarılmasının önünü açarak” genişletmiş olduğunu söyledi.

JCWI Genel Sekreteri Saira Grant, “Yüksek Mahkeme bizim de en başından uyardığımız gibi, yurtdışından temyiz davasının açılmasının neredeyse imkânsız olduğunu kabul etti. Aynı zamanda İçişleri Bakanı’nın, kendisiyle uyuşmazlık yaşayan herhangi birini sınır dışı etmesinin önüne geçilerek hukukun üstünlüğü onaylanmış oldu.

 

Çeviri: Aylin Çelikçi


Farklı Dillerde Kitap Talebi

Yabancı mahpuslar için başta İngilizce olmak üzere farklı dillerde kitaplara ihtiyaç duymaktayız. Birçok hapishane kütüphanesinde yabancı dilde süreli veya süresiz yayın bulunmamakta, bu sebeple mektuplardan da gördüğümüz üzere farklı dillerde kitaplar yabancı mahpusların en çok ihtiyaç duydukları şeylerden biri olmaktadır. Bilgi almak veya başta İngilizce olmak üzere farklı dillerde kitap bağışı yapmak isterseniz CİSST/TCPS’in 0212 293 69 82 numaralı telefonunu arayabilirsiniz.


Yabancı Mahpusun Televizyon Alabilmek İçin Destek Talebi

Derneğimize mektup aracılığıyla ulaşan yabancı bir mahpus, 7 odalık koğuşta tek televizyonu olmayan odada kaldığını ve televizyona ihtiyacı olduğunu dile getirmiştir. Ailesini en son üç yıl önce görmüş olan mahpusun dışarısıyla iletişimi minimum düzeydedir dolayısıyla televizyon ihtiyacı dış dünyayla olan ilişkisinde önemli bir yer teşkil ediyor. Mektuptan mahpusun mağduriyetini anlatan birkaç cümleyi sizinle paylaşıyoruz.mektup1.pngmektup2.png

Mahpusa televizyon alabilmesi için maddi yardımda bulunmak isterseniz derneğimize (CİSST/TCPS) 0212 293 69 82 numarası üzerinden ulaşabilirsiniz.


İsrail Hapishanelerinde Açlık Grevindeki Filistinliler

Konhaberin haberini sizlerle paylaşıyoruz.
Tecrit uygulanan tutuklu Filistinli Sabit: “Hapishane yönetimi tutukluların yanında bulunan yiyecekleri ve üzerlerindeki elbiselerini aldı. Onlara, bulundukları yerden başka bir yere nakledilen tutukluların giydiği Eş-Şebas adı verilen elbiseleri verdi. Ayrıca 8 günde bir izin verdiği avluya çıkmayı da yasakladı”
RAMALLAH (AA) – İsrail hapishanelerinde açlık grevini sürdüren ve tecrit uygulanan Filistinli Muslime Sabit, “Hapishane yönetimi tutukluların yanında bulunan yiyecekleri ve üzerlerindeki elbiselerini aldı. Onlara, bulundukları yerden başka bir yere nakledilen tutukluların giydiği Eş-Şebas adı verilen elbiseleri verdi. Ayrıca 8 günde bir izin verdiği avluya çıkmayı da yasakladı.” dedi.
Filistinli Esirler Komitesi Avukatı Mutez Şukeyrat, Sabit ile görüştüğünü açıkladı.
Şukeyrat’ın yaptığı yazılı açıklamaya göre Sabit, açlık grevine başladıkları zaman hapishane yönetiminin kendisi ile 6 Filistinliyi İsrail’in kuzeyinde bulunan Hedayram hapishanesine naklettiğini kaydetti.
Hedayram hapishanesinde 2 gün kaldığını ve daha sonra oradaki bütün tutukluların Ramle kentindeki tecrit hapishanesine götürüldüğünü ifade eden Sabit, şunları anlattı:
“Hapishane yönetimi tutukluların yanında bulunan yiyecekleri ve üzerindeki elbiselerini aldı. Onlara, bulundukları yerden başka bir yere nakledilen tutukluların giydiği Eş-Şebas adı verilen elbiseleri verdi. Ayrıca 8 günde bir izin verdiği avluya çıkmayı da yasakladı.”
Sabit, hapishane yönetimlerinin, tutukluların açlık grevine ara vermesi için baskı uyguladığını aktardı.
İsrail hapishanelerindeki yaklaşık iki bin Filistinli, “İsrail’in keyfi uygulamaları ve hak ihlallerine son verilerek tutukluluk şartlarının iyileştirilmesi” için 17 Nisan’da açlık grevine başlamıştı.
Filistin Esirler Cemiyetinin de aralarında bulunduğu kurumların hazırladığı rapora göre, İsrail hapishanelerinde 481’i işgal altındaki Doğu Kudüs’ten olmak üzere 57’si kadın, 300’ü çocuk yaklaşık 7 bin Filistinli tutuklu bulunuyor.
04.05.2017

Letters From Foreign Prisoners

Yabancı-1

 

They separated us from Turkish homosexuals. We’re also homosexuals, we do not know anyone here. Turkish homosexuals were helping us both financially and spiritually. We 4 people are currently on a hunger strike. We want your NGO to help us. Why did they separate us homosexuals? We are homosexuals and we will continue our hunger strike until we go back to “1 nolu” to our friends. We are asking you to help us 4 people and get us back together with our friends. I’m terrible right now. This prison tortures these 4 people. Because we are homosexuals, we have been staying with Turkish homosexuals the last four years. Is the İzmir Şakrın Prison getting build for us? We will continue our hunger strike because they separated us from our friends. If anything happens to us here the Justice Department is to blame.

 

Yabancı-2

 

You’re asking me if foreigners have any additional problems. Sure there are many, but I do not want to -and usually don’t- take them seriously because of my fighter spirit. If I take them seriously and try to resolve them, some managerial staff who sees me as the enemy try to use my actions against me and blackmail me even for my basic human needs. For instance, a human being (in prison or not) has the basic right of communicating with his/her family. They even arbitrarily use this against us. When the war started some time ago, we wrote and signed a petition to the ministry stating that we do not want war, that we want peace. We also went on a three day hunger strike. Even though we did not harm anyone but ourselves, they gave us a disciplinary punishment for compromising the security of the facility. And the punishment for my friends was not using the sports facilities for a month, and no communication penalty for me. I couldn’t call my family for a month or send/receive letters. So they also punished my family and took away their rights to be in touch with me in the process. It’s the same situation with visits. The family of a foreigner obviously won’t speak Turkish. Since a few years now the ministry has a new rule that whoever wants a visit, they need to go through them and they also need to fill up a form in Turkish only. Plus they need to make an application with this from at least two weeks prior the planned visit date. So my weekly visit turns into a twice a month because of this new rule. So this is the rule for me as a foreigner and my foreign family. But I also can’t have the three Turkish citizens that I listed without them getting the permit from the ministry. Can we do something about these subjects?

 

Yabancı-3

 

I got a report from a Health Institute advising that I stay in a ward. I’m sending you this report. If we take this report to the account, I shouldn’t be in a F Type prison. The room system that I’m now in, is making us stay single or two people at once. The people you stay with also can change. These are not the type of people that can help me. Some of them can’t even look after themselves because of their own health problems. Even if the person can help me in any way, it’s temporary. I already have an aggravated sentence. In short, staying in F Type is very hard, I’m very immobile. If I can at least stay in a ward then there will be many people around me to help me.

 

 

Yabancı-4

 

The landlines in Syria doesn’t work for the last three years because of the civil war. For a long time, 1-2 years, we couldn’t call our families. Now our families bought cell phones, but there isn’t good coverage for them all the time and everywhere so we’re not having problems. For instance, my call day is on Tuesday’s on a weekly basis. And if I use my phone call to call my family that day and can’t reach them or can reach them but there are technical problems, I want to recall them on Wednesday. But they don’t let me. They immediately say that we want to “distort discipline” and give us a negative answer. So they are trying to take away my right. The rules don’t state anything about “one specific” date you can have. So because of this arbitrary practices I can not use my right to call my family. And there is no compensation either. Sometimes, most of the times, the postal service in Syria also doesn’t work. Visits are also a problem. So we only have the phone left. We also do not demand a positive discrimination. We just want our basic rights. If your NGO can tell this to the Ministry of Justice that would be nice. Additionally, our financial situation is not well, so our families can not send us money anytime they want to. To overcome some of the financial strain they want to pay for the calls that we make from inside the prison. We would also like you to get this into your agenda.

 

Yabancı-5

 

What is the Ministry of Justice trying to do? Separating us? Foreign and Turkish prisoners in Bakirkoy Prison are staying together? Nothing did happen but why are they now making a big mistake by separating us? Do they want me to kill myself in here? I don’t get what does the Ministry of Justice want from us? I was trying to commit suicide everyday in Metris Prison because I cannot stay alone, I have psychological problems. I was feeling good next to “******” but now it’s all gone haywire again in this prison I’m losing it more and more everyday in this prison?